Tarih: 2014
Konum: İZMİR/TÜRKİYE
Tür: Yarışma Projesi
Yollar UZUNdur! Kimi zaman da ÇIKMAZ. Bazen engebeli, bazense düz. ROTAsı vardır her yolun, bir de AKIŞı… DURAĞAN DEĞİLdir yani, üzerinden ne hayatlar, ne anlar akar… Sonunu her zaman bilemeyiz yolun. Nereye varacağını… Böylesi daha güzeldir belki. Merak uyandırır çünkü. Keşfetme arzusu doğurur. Peşinden sürükler hem de sürüklenir. Bazen de YOL AYRIMLARI vardır. Birkaç yolun bir arada olduğu kavşak noktaları. Orada durup düşünür insan ne yöne gideceğini. Rotası belli değilse yolcunun, iç sesini dinler, yol onu nereye alır götürürse ona eşlik eder. Kimi zaman upuzundur yollar, sonsuzluğa uzanır sanki. Kimi zaman da kısa sürer bu KEŞİF HİKAYESİ. Yolun sonu yoktur. Çıkmazdır sokak çünkü… Bazen de kaybolursun yolunu bulmaya çalışırken bir kaşif misali. Nereden gelip ne yöne gideceğini kestiremezsin. Sanki tüm sokaklar aynıdır. Ve sen bir LABİRENT in içindesindir. Gerçekten bir kaşif ruhu taşıyorsan içinde bundan zevk alırsın ama, çünkü her seferinde farklı bir yerini, detayını keşfedersin bu sokakların/yolların. Yolunu, yönünü senin belirleyeceğin bir serüvenin içinde olmaktan mutluluk duyarsın.
İşte bu da bir YOL HİKAYESİ… Uzun uzun yolların sonunda tasarımla ve sanatla buluşmak adına rota tutturan bir insanın hikayesi. Baş karakterleri Ben, Sen, O… Yani BİZ… Ha bir de TASARIM! “Tasarım”la “biz”in ortak yolculuğu yani. RASTLAŞMAsı, BULUŞMAsı, KESİŞMEsi, İLİŞKİsi, BİRARADALIĞI…
Hikaye İZMİR’de geçer. İzmir’in merkez ilçesi KONAK’ta. Konak; SOSYAL, KÜLTÜREL, SANATSAL boyutu ile ön plana çıkan bir ilçe olduğundan en doğru adrestir bizim için. Burada yer alacak bir sanat/tasarım objesi/nesnesi en kısa sürede en doğru adrese ulaşabilecektir çünkü. Öncelikli bölge olarak da Enternasyonel Fuar Alanı seçilmiştir. Yoğun yeşil dokusuyla ne de iç rahatlatıcıdır. Hem de sanatsal, kültürel pek çok yapının biraradalığı, yoğun ziyaretçi potansiyeli ile hedef kitleye ulaşması daha da kolay olacaktır. Eğlence/Dinlence yapılarının önündeki geniş meydanı Lunapark’ a bağlayan yol üzerinde YOLUN DEVAMI olarak konumlanacaktır yapı. Bir rotanın sonunda yavaş yavaş kendini gösterecek sonra içine dahil edecek sonra tekrar özgürlüğüne kavuşturacaktır yolcuyu. Bırakacaktır ki kendisi tayin etsin yönünü yolunu…
Aslında yapı da değildir galiba, yapı olmaya çalışan bir STRÜKTÜRLER BÜTÜNÜdür. Çok da tanıdıktır hem de. Hani şu inşaatların vazgeçilmezi İSKELEler vardır ya… Herhangi bir yapı inşası sırasında zaten orada olması kaçınılmaz olan… İşte O… Burada soru şudur: Neden tüketimin yetişilemez bir hızla arttığı, kaynaklara ulaşımın gitgide daha da zorlaştığı günümüzde; bir altyapı elemanı bir tasarım objesi olarak yeniden işlevlendirilmesin? Yapının/tasarım objesinin kendisini de oluşturmasın? İşte bütün hikaye buradan başlar. İskeleler mevcut teknik verileri, boyutları ama burada ihtiyaç duyulan tasarıma özgü geliştirilen detayları ile farklı birer tasarım objesine dönüştürülür ve tüm kurgunun başrol oyuncusu olur. Hem açık, hem kapalı sergi alanları tek bir mantıkla şekillendirilir. Amaç; KOLAY ULAŞILABİLİR, KOLAY KURULUP SÖKÜLEBİLİR, TAŞINABİLİR, EKONOMİK bir öneri oluşturabilmek olunca da aslında buna ne kadar birebir cevap verebildiği de şaşırtıcıdır.
Bizim tasarım objemiz aslında bir ŞANTİYEdir aynı zamanda. Tıpkı bir ressamın en üretken olduğu, onu en iyi ifade eden yerin; yerlere dökülmüş boyaları, boy boy tuvalleri/resimleri ve kendi içindeki karmaşası ile o çok renkli atölye olması gibi… Bizimki de kendi içindeki düzensizliğin, iptidailiğin yeni bir düzen ve sonuç ortaya çıkardığı bir şantiye… SANAT VE TASARIM YOLCULUĞUmuzun yepyeni perspektiflerle tam da içinden geçtiği…