Tarih: 2013
Konum: Çerkeş / ÇANKIRI / TÜRKİYE
Tür: Yarışma Projesi
“İNSANOĞLU” NUN HİKAYESİ
İnsanın hikayesi çok uzun aslında. Burada cümlelerle anlatılacak gibi değil. Ama başlangıcı belli. Doğanın içinde, doğa ve tüm diğer canlılarla bütünleşik, barış ve sevgi dolu… Sorunsuz bu yüzden de. “Olması gerektiği” gibi çünkü. İşleyişinde…
Zamanla gelişiyor insan. Onunla birlikte koşullar ve teknoloji de… Artık herşey, insanın “olması gerektiğini düşündüğü gibi” oluyor. Ama aslında olmuyor. Birşeyler ters gidiyor. Teknoloji hayatımıza zaman tasarrufu, iş gücü anlamında verim vs. gibi artılar getirirken ve bu bize kendimizi mutlu hissettirirken ya da biz öyle olduğunu düşünürken, aslında pek çok şeyi beraberinde alıp götürüyor. En başta insanlar sağlıksızlaşıyor, daha önce ismini bilmediğimiz pek çok hastalık ve sebepleri çıkıyor. Doktorlar artık “stres” kaynaklı hastalık tanıları koymaya başlıyor mesela. İnsan da “stres”in ne olduğunu öğreniyor. Hatta artık otomatikleşen ve doğaldan uzaklaşan yaşam ve çevre koşulları sebebiyle bizzat deneyimliyor. Topraktan, dalından alıp yemeye alıştığımız hemen herşey artık ambalajlanıp market raflarına taşınıyor. “Doğal” artık ambalaj paketlerinde bir slogan oluyor. Ve bizler bu yapay sloganlar peşinde koşuyoruz.
Toprak, artık insanı besleyen olmaktan çıkıyor, alınıp satılan bir mal oluyor. Kim nasıl kullanmak isterse! Halbuki kimse bilmiyor ki toprak insana ait değil, insan toprağa aittir. Toprak alınıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak birşey değildir; gökyüzü ve toprağın sıcaklığını ve o topraktan beslenen tüm diğer canlıları da satın alacak hiçbir maddiyat yoktur.
Topraksızlaşan yerlerde huzur ve barış olmaz. Baharda yaprakların açılışını görecek ya da böceklerin kanat çırpışlarını duyacak yer yoktur çünkü buralarda. Bir su birikintisi etrafında toplanmış kurbağaların, ördeklerin, ağaçlardaki kuşların ve tümüyle doğanın sesini duymanın yaşamın gerçek anlamı olduğunu bilmez burada yaşamaya alışmış insanlar. Doğal olanı bu sanır. Rüzgarın sesini ve kokusunu sevmenin ne olduğunu bilmez. Ciğerlerini doldururcasına içine çekmenin, derin nefes almanın vücut kimyasına olan katkısını bilmez. Çünkü kokladığı havada artık oksijen değil, türlü türlü zehirli gazlar vardır. Ama buna da alışmıştır insan. Sorgulamaz. Sadece ayak uydurur. Artan ihtiyaçlarının doğal bir getirisidir bunlar ve vazgeçilemezdir. Vazgeçtiğinin kendi hayatı olduğunun “farkında değildir” çünkü.
Evet “FARKINDALIK”. Sanırım anahtar kelime bu. Sadece farkında olmak bile pekçok sorunu çözecektir aslında. “İnsanın, doğanın bir parçası ve onun da bizim bir parçamız olduğunu idrak etmek”. Ve bu birlikteliğin dengesinin bozulmasının, insan yaşamının da bitmesi demek olduğunu algılamak ve bu doğrultuda bir denge kurmaya çalışmak. Eğitilmek ve eğitmek. Çoğalmak ve çoğaltmak. Doğa için, doğa adına…
“BİZİM” HİKAYEMİZ
“DOĞA”ya / “DOĞA”L” a TESLİMİYET
İşte bizim hikayemiz burada başlar. Çankırı’nın Çerkeş ilçesinde. Doğanın henüz katledilmediği, kuşların, böceklerin, balıkların, yeşilin; barış ve huzur içinde yaşadığı cennet bir doğa parçasında. Amaç o kadar heyecan vericidir ki: İnsanlara zaten sahip olmaları gereken, hakettikleri güzellikleri içinde barındıran “tamamen doğal bir yaşam alanı oluşturmak”. Gündelik telaşların koşturmacasından uzak; kimilerinin özlediği, kimilerinin ise henüz deneyimleme şansı bulamadığı tüm güzellikleri önlerine sermek. Belki de en heyecan verici kısmı bunun bir başlangıç noktası olabileceği ve artarak, gelişerek daha da büyüyeceği umuduna sıkı sıkıya bağlanmak.
View project